Hepimizin dolabında o "pişmanlık" ayakkabısından en az bir tane vardır. Hani vitrinde harika görünen, fiyatı cazip gelen ama daha üçüncü giyişinizde ayağınızı vuran ya da formu bozulan o ayakkabılar... İşte bu durum, genellikle seri üretimin, yani fabrikasyonun cilvesidir. Biz ise işin mutfağında, yani atölyede işlerin bambaşka yürüdüğüne inanıyoruz.
Özellikle konu, dışarıdan belli olmayan ama size ekstra santimler kazandıran bir boy uzatan ayakkabı ise, hata payınız yok demektir. Çünkü konfor, detaylarda gizlidir. Peki, el emeği ile banttan çıkan ürün arasında gerçekten ödediğiniz farka değecek bir uçurum var mı? Gelin, biraz derine inelim.
Makineler Hız, Ustalar Özen Sever
Bir fabrikada amaç bellidir: En kısa sürede, en fazla ayakkabıyı üretmek. Deriler preslenir, tabanlar otomatik makinelerde yapıştırılır geçer. Hızlıdır ama ruhsuzdur. Bizim tezgahlarda ise durum tam tersi. Bir gizli topuk ayakkabı üretilirken usta, deriyi eline alır, esnekliğini kontrol eder, nereye ne kadar dikiş atacağını hisseder.
Makine dikişi tek düzedir, zorlandığı yerde ipi koparabilir ya da deriyi zedeler. Oysa el dikişi "akıllı"dır; ayakkabının esneme payına göre ilmek atılır. Bu yüzden el yapımı bir ayakkabıyı giydiğinizde, sanki sizin için kalıba dökülmüş gibi hissedersiniz. Ayağınızın şeklini reddetmez, aksine zamanla ona uyum sağlar.
Plastik mi, Nefes Alan Deri mi?
Piyasada "deri görünümlü" adı altında satılan, aslında ayağınıza poşet geçirmişsiniz gibi hissettiren o kadar çok ürün var ki... Fabrikasyon üretimde maliyeti düşürmek için genellikle üstü kalın boyalarla kapatılmış, gözenekleri tıkanmış deriler veya suni malzemeler kullanılır. Sonuç? Günün sonunda hava almayan, terleyen ve koku yapan ayaklar.
Bizim için hakiki deri bir lüks değil, zorunluluktur. Hele ki gün boyu ofiste, toplantıda ya da düğünde ayakta kalacaksanız, o derinin nefes alması şart. Doğal deri yaşayan bir malzemedir; ayağınızı sarar ama sıkmaz. Sentetik malzeme ise inatçıdır, ayağınızla kavga eder.
Görünmeyen Detay: İçindeki Mühendislik
Sıradan bir ayakkabıda taban düzdür, yapıştırması kolaydır. Ama iş boy uzatan ayakkabı yapmaya gelince, içeride ciddi bir mühendislik dönüyor. O gizli topuğun ayağın anatomisine uygun yerleştirilmesi, topuk eğiminin beli ağrıtmayacak açıda olması... Bunlar makineye kodlanacak işler değil.
Fabrikasyon üretimde standart bir kalıp kullanılır ve "herkese uysun" denir. Ama el işçiliğinde, o gizli mekanizma ayakkabının içine milim milim yerleştirilir. Dışarıdan bakan biri normal bir ayakkabı görürken, sizin içeride bulutların üzerinde yürüyor gibi hissetmenizin sırrı işte bu ince işçilikte saklı.
Bir ayakkabı alırken aslında sadece bir ürün değil, gün boyu sizi taşıyacak bir yol arkadaşı seçiyorsunuz. "Bir kere alayım, tam olsun" diyenlerdenseniz, el emeğinin sıcaklığını fabrikasyonun soğukluğuna tercih etmenizi öneririz. Sonuçta ayaklarınız bütün gün sizi taşıyor, biraz şımartılmayı hak etmiyorlar mı?

